Kararsızlığımın tavan yaptığı anlar var mesela...
Bazı postları günaşırı siliyorsam bunun sebebi dengesizliğim değil; onun bunları haketmediğini düşündüğümdendir.
Duygusallığın ziyadesiyle nüksettiği anlarda boş bulunup içimdeki hisleri olduğu gibi dışa vuruyor olmam hiç adilce değil! Bu kadar salak ve çaresiz olamam da ondan!
Mesela ben onun beni böyle bilmesindense kendimi pencereden atmamın daha iyi olduğunu düşünmüyor değilim.Hem artık kafası da rahat, o mutlu olsun diye hayatından gitmedim mi?! Neyse...
Aslında hayatımız o kadar pamuk ipliğine bağlı ki...
Geceden sabaha insanların hayatı bir anda değişebiliyor, oysa biz ayrılıktı kalp kırmaydı göt etmeydi uğraşıp duruyoruz galip olunca boyumuz uzayacakmış gibi!
Oysa insanlar ayrılmış da olsa özlediğinde bi telefon açabilmek, bi görmek istemek lütuf olmamalıydı.Ama hayatımızdaki her şeyi o kadar basite indirgiyoruz ki ayrılığı bile adam gibi beceremiyoruz. -çoközledim- töbe allah'ım töbe, çık aklımdan.
Konuyu yine saptırmış olmanın haklı gururunu yaşarken; çok karışık çok üzücü ve hayatın kıymetini bi kez daha anladığım bi haftasonu geçirdim.
Çok çok yakınlarımdan biri kalp krizi geçirdi, ve sadece bir kaç dakika aksaklık ya da yanlış hastane tercihi hayatına mâlolabilirdi.Gerçi bunlar hep bi sebep elbette, nasıl derler 'göreceği günü varmış..'
İnsan böyle durumlarda yetişkin çocuklarını değil de en küçüğü düşünüyor, oysa ne bencilce.Hepsi evlat elbette, ama o küçücük çocuğuna bağışlandı belki de...
Sözün özü ömür dediğin kelebek misali, şimdi ben bu psikolojiyle ölümlü dünya diye telefon açsam deli gözüyle bakmaz mıydı bana?!1!
Ben de en iyisi sus iko dedim, o yerinde mutlu olsun; ama bensiz, ama benle...

0 yorum:
Yorum Gönder